Mustafa Kemal ATATÜRK
Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.

Mevcut eğitim sisteminin sahip olduğu yatay eksen verilim çalışma dönemini tamamlamış gibi görünmektedir. Mevcut eğitim sistemleri yatay eksenli olarak organize edilmiş olduğu için sürdürülebilirlikleri gittikçe zayıflamaktadır. Mevcut eğitim sistemlerinin yatay eksenli olması nedeniyle özellikle bireylerin eğitim haklarının kullanılması, sistem içinde bulunan bireylerin eğitim ihtiyaç ve beklentilerinin karşılanmasına yönelik ciddi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Mevcut eğitim sistemlerinde yatay eksene sıkı sıkıya bağlı kalınması nedeniyle bireyin kendini geliştirme fırsatlarını kontrol atında tutulmasına ve sınırlandırılmasına neden olmaktadır. Yatay eksende daha çok toplumun beklentileri ve gruplara kazandırılacak ortak özellikler üzerine odaklanıldığı için bireylerin sahip oldukları özellikleri ile eğitim sisteminin içinde bulunmaları genellikle engellemekte veya göz ardı edilmektedir. Birey yerine gruba odaklı olan yatay eksenli eğitim sistemi bireyin gelişimi açısından engelleyici olabilecek ilkelere sıkı sıkıya bağlı kalarak kendi sürdürülebilirliğini sağlamaktadır.

İlköğretim, ortaöğretim, lise ve Lisans eğitim sürecinde yatay eksen uygulamalarına sık sıkıya bağlı kalınırken sadece lisans üstü eğitimlerde kısmen dikey eksen anlayışının bazı özelliklerinin uygulandığı söylenebilir. Yatay eksenli eğitim sisteminde gerçekleştirilecek öğrenmeler için zamanı, konu, süreçler ve çıktılar bağlamında herkes için ortak standartlar, amaçlar, kazanımlar, yeterlikler tanımlanmıştır. Ortalama bir öğrenen için öngörülen bu özellikleri herkes aynı biçimde tamamlamak ya da başarmak zorundadır. Yatay eksenli eğitim anlayışı tıpkı önceden tasarlanmış kalıpların kullanılmasıyla seri üretim yapan bir fabrika gibi çalışmaktadır. Kalıplar, numaralar, hammadde, renk, biçim, desen kullanılarak ihtiyaç ve beklentiler dikkate alınarak üretim yapmaktadır. Bu tür seri üretim yapan bir fabrikadaki üretimde kısmi değişiklikler moda olan özellikler dikkate alınarak sisteme ilave edilmekte, pazar beklentileri ve tüketim alışkanlıkları ile ticari bakış açısı bu üretime yön vermektedir.

Okulların bir fabrikaya benzetilmesi birçok kişinin itirazına neden olabilir ancak bir eğitimci olarak mevcut eğitim sisteminin içine düştüğü çıkmazı anlatma açısından bir benzetme olarak kullanılmıştır. Bu nedenle eğitimciler, öğrenciler, öğretmenler, veliler ve sistemin kurgulanması ve işletilmesinden sorumlu olanlar bu benzetmenin dışında tutulduğunu belirtmek isterim. Çünkü bu kişiler eğitim sisteminin doğru işletilmesi için çok  fazla çalışmaktadırlar.

“Eğitim sistemlerinin eksen değişim zamanı geldi mi” başlıklı bir önceki yazımda mevcut eğitim sistemlerinin yatay eksene sahip olduğuna değinilmiştir. Ayrıca yatay ve dikey eksenin ne olduğu kısaca açıklanmıştı. Bu yazımda eksen değişiminin nasıl sağlanabileceği konusunu açıklamaya çalışacağım.

Eksen değişim eğitime ilişkin mevcut bakış açısının değiştirilmesi anlamına gelmektedir. Eksen değişimi mevcut eğitim sisteminde ortaya çıkan sorunlara çözümler oluşturmasının sağlanması için sisteme yeniliklerin eklenmesi değildir. Eğitim sisteminin eksen değişikliği, mevcut eğitim sisteminin tüm güçlü ve zayıf yönlerinin değiştirilmesini öngörülmektedir. Bu nedenle eksen değişiminin başlangıç adımı olarak mevcut eğitim sistemi ile ilgili sahip olunan tüm algıların ve durumları sorgulanması gerekmektedir. İkinci temel adım ise mevcut eğitim sisteminin ekseninin değişim yönüne karar verilmesidir.

Yukarıda kısaca bahsedilen bu iki temel adım ile esken değişiminin düşünsel alt yapının sadece bir boyutu olan eğitimle ilgili mevcut algıların değiştirilmesi öngörülmektedir. Genellikle bu iki temel adımın atılması yani eğitimle ilgili algılardaki değişim sanki politikacılar ve/veya karar alıcıların sorumluluğunda gibi görülebilir. Ancak onlardan önce eğitim bilimi üzerinde çalışanların, eğitim sistemi içinde uygulamaları gerçekleştirenlerin eğitim sürecinde bulunan hedef kitlelerin ve iş dünyasının eğitimdeki eksen değişimine olana inançlarının ve algılarının değişmesi gerekmektedir.  Örneğin bir öğrenci, mevcut sistemle ilgili sahip olduğu deneyimi ile kendi beklenti ve ihtiyaçları arasındaki uyumsuzluğu bir politikacıdan veya karar alıcıdan daha iyi biçimde analiz edebilir. Bu tür analizleri öğretmen, eğitim bilimciler ve iş dünyasında ilgililer de kolaylıkla yapabilirler.

Eğitim Sisteminde Eksen Değişimi için öngörülen iki temel adımla birlikte politika yapıcılar ve eğitim sistemi ile ilgili karar alıcıların atacakları adımlar ile eğitim sisteminde eksen değişimi görünür hale gelecektir. Bu değişim çabalarının özünde yeni bir eğitim anlayışının ortaya çıkarılması vardır.

Örneğin mevcut eğitim sistemi yatay eksen ağırlıklı bir yapıyı esas aldığı için yatay eksenin karşıtı olan dikey eksen temelli yeni bir sistem öngörüsü yapılabilir. Örneğin yatay eksenli mevcut eğitim sisteminde bireyin öğrenmesi ile ilgili çabaların odağında önceden belirlenmiş eğitim politikalarına dayalı olarak öğretilenlerin yeterli ve gerekli olduğuna ikna çabası vardır. İkna etme sürecinin en önemli aktörleri öğretmenlerdir. Mevut eğitim sistemi bireyin öğrenmeye ikna edilmesi anlayışına dayalı olarak tasarlanmıştır. Sistemin işetilmesi ile ilgili kararların alınmasında öğrenci dışındaki herkes yer almaktadır.  Öğrenen mevcut eğitim sistemin içinde kendisine sunulanların onun gelişim için gerekli olduğuna ikna edilerek öğrenmesinin sürdürmeye çalışılır.

Yatay eksenli bir eğitim sisteminde öğrenen için öngörülen gelişim planının sorgulanmadan olduğu gibi kabul edilmesi gerekir. Çünkü iç içe geçmiş ve birbirinin ön koşulu olan alt sistemlerin tamamı ikna edilme süreci ile entegre edilmiştir. Liseyi bitiren kişi lisede öğrendiği konulardan sınava girerek üniversiteye gidere. Lisedeki öğretim programı dışında bildikleri, bireysel gelişimi, kendi kendine öğrendikleri için avantaj sağlamaz. Liseyi bitirmeden bu sınava girme imkânı yoktur. İkna olmayan bir öğrenen çok kolaylıkla sistem dışına atılmaktadır.

Dikey eksende ise bireyin öğrenmelerinin sadece bir kaynak veya zorunlu bir sistem içinde bulunarak elde etmez. Pek çok sistemden bilgi ve beceri kazanarak kendini geliştirme imkanlarına sahip olabilir. Öğrenen bir öğreticiye bağımlı olmadan öğrenmelerinin sürdürebilir. Pek çok kaynak onun için öğrenme fırsatları sunabilir. Önemli olan bireye bu fırsatların ve kaynakların sunulmasıdır.

Sistemler ister bireysel ister toplumsal veya kurumsal olsun her sistemin ilerlediği bir eksen vardır. Bu eksenler yatay ve dikey eksen olmak üzere ikiye ayrılır.  Dikey eksen daha çok gelişimi ve ilerlemeyi ifade ederken yatay eksen herhangi bir değişim öngörmeden belirlenmiş sistemlerin aynı şekilde devam etmesi anlayışına dayanmaktadır. Dünyadaki mevcut eğitim sistemlerinin eksen incelendiğin mevcut durumun korunması anlayışına dayalı olan yatay eksen sahip olduğu görülmektedir.

Yatay eksen iyi-kötü, başarılı-başarısız, uzak-yakın, sevilen-sevilmeyen, hoşlanılan-hoşlanılmayan, dost-düşman, bizden-bizden değil gibi karşıtlık, zıtlık ve çalışmalar üzerinden bireyin kendisini, dünyayı ve sistemleri konumlandırması anlayışına bağlıdır. Birey, toplum, devlet ve sistemler kendilerini ve kendileri dışındakileri zıtlık temelli yatay ekseni üzerinden algılamaktadırlar. Yatay eksende var olan bir ideoloji ve değerler sistemi üzerinden yargılamalar ya da değerlendirmeler yapılmaktadır. Örneğin anne babanın kendi ideolojisi veya dünya görüşünü çocuklarına aktarması sonucu aile içinde aynı ideoloji ve değerler paylaşılır. Toplumsal yaşam açısından çocukların bakıldığında ailenin ve toplumun değerlerinin benimsenmiş olması iyi bir davranış olarak görülür. Ancak bu durumda var olan değerleri sorgulamadan olduğu yaşama aktarılma tehlikesi ortaya çıkmaktadır. Kişilik gelişim açısından bakıldığında mevcut değerlerin kabulü kişilik gelişim sürecinin orta noktasına yani tam yarısına denk gelmektedir. Eğer bir birey kişilik gelişiminin yarısında saplanıp kalırsa daha ileri gitme olasılığı yoktur. Yani kişilik bütünlüğü oluşturma çabası tam yarıda kalır daha fazla ileri taşınamaz ise kişilik bütünlüğüne giden süreç kesintiye uğramaktadır. Kişilik bütünlüğü eksik kalan bireyler veya kendinin düşmanına ya da rakibine göre konumlandıran toplumlarda gelişim ve bilinç gelişimi çok zayıf kalmaktadır.

Yatay eksende birey kendi gelişimini, içsel duygu ve düşüncelerini dikkate almadan dıştan gelenlere odaklanmış olarak sürdürür. Örneğin eğitim sistemi içindeki öğrenciler bir başarısızlık yaşadıkları zaman bunun kaynağı olarak, öğretmen, kitap, eğitim programı veya eğitim sisteminden kaynaklanan sorunlara olarak görürler. Ancak kendileri ile ilgili özelliklerinden hangilerinin öğrenmelerinde bir sorun oluşturup oluşturmadığına odaklanmazlar. Öğrenmelerinde ortaya çıkan sorunla ilgili kendi içsel kaynaklarını araştırmadıkları için soruna etkili bir çözüm bulmakta yetersiz kalmaktadırlar. Bu örneğin benzerlerin bireysel ve toplumsal yaşamın içinde hemen hemen her gün görmek mümkündür. Bu durumun mevcut eğitim sisteminin yatay eksene dayalı olarak işlemesinden kaynaklandığı söylenebilir.

Dikey eksen ise yatay eksenin tam tersidir. Dikey eksende birey dışsal sistemlere değil içsel sistemlere odaklanır. Birey kendisin nasıl gelişeceğine kendisi karar verebilir. Dikey eksen üzerine temellendirilmiş bir eğitim sistem bireyin kendi gelişim eğrisine odaklanır ve bireyin gelişimini n sürdürülesi için içsel kaynakları dikkate alır. Örneğin sınıfta matematik öğrenen öğrencilerin dönem başındaki durumu ile dönem sonunda durumu arasındaki ilerlemeyi esas alır. Yatay eksende olduğu gibi ortaya konulmuş bir standart veya normun diğerlerine göre ne kadarını gerçekleştirdiğine bakılmaz. 

Yatay sistemlerde ise bireyin kontrol altında tutulmayı hedeflenir. Kontrol altında tutulan bireylerin gelişimleri aile ve toplumsal sistemlerin izin verdiği ölçüde gerçekleşir. Mevcut eğitim sistemleri esnek olmayan eğitim programları ve sistemleri aracılığı ile bireylerin gelimine ne kadar izin vereceği planlamaktadır.

Dikey sistemlerde ise bireyin kendini gerçekleştirme sürecinin kesintisiz yükseltilmesi, bilinç ve algıların sürekli açılması hedeflenir.

Bireyin dünya içindeki kendi varlığını algılaması ve geliştirmesi için dikey sistemlere ihtiyaç vardır. Bireyin dikey sistemler üzerinden geliştirilmesi için sistemlerin gelişiminden çok bireylerin gelişimine odaklanması gerekir. Eğer eğitim sistemi aracılığı ile bireye dikey eksen temelli bir yaklaşımla öğrenmelerini gerçekleştirme fırsatı sunulabilirse bireyin var olan potansiyelinin kullanma konusunda farkındalık kazandırılmış olur.

Öğrenin okulda ya da okul dışında yaşamboyu öğrenmelerinin sürdürülmesi için Kendi Kendine Öğrenme Becerilerini kazanmaya ihtiyaçları vardır. Bu becerileri birey yaşamının herhangi bir döneminde kendi kendine kazanabilir. Ancak bireyler kendi çabaları ile uzman desteği olmadan Kendi Kendine Öğrenme Becerilerini kazanmaları hem zaman alacak hem de bu becerilerin kazanılması sürecinde başarısızlıklar ile karşılaşacaklardır.  Kendi kendine öğrenme sürecinde karşılaştıkları sorunlar nedeniyle pek çok bireyin öğrenme motivasyonu azalacaktır. Bu nedenle, Kendi Kendine Öğrenme Becerilerinin kazanılmasından öğrenme-öğretme merkezi olarak nitelenen okulların ve öğrenme-öğretme konusunda uzmanlaşmış olan öğreticilerin birlikte sorumlu olması daha uygun olacaktır.

Özellikle kasıtlı öğrenmelerin çok yoğun olduğu ilköğretim döneminde Kendi Kendine Öğrenme Becerilerinin kazandırması ile o öğrencilerin yaşamboyu öğrenen olmasını sağlanacaktır. Çünkü okullarda öğrenme-öğretme konusunda uzman oldukları varsayılan öğretmenler kendi derslerinin öğretimi sürecinde öğrencilere kolaylıkla Kendi Kendine Öğrenme Becerilerini kazandırabilecektir. Okul ve eğiticiler eğer biz öğretiriz iddiasında bulunuyorlarsa o zaman öğrencilere öğrenme becerilerini de kazandırmaktan sorumlu olmaları gerekir. Çünkü gelecekteki eğitim sistemlerinin aşağıdaki üç işlevi başarılı biçimde gerçekleştirmeleri gerekmektedir. Bu işlevler eğitim programında öngörülen;

  • Bilgi, beceriler ve duyuşsal özellikleri kazandırmak
  • Günlük yaşam becerilerini kazandırmak
  • Kendi kendine öğrenme becerilerini kazandırmak

Ancak eğitim sisteminin üçüncü işlevi olarak tanımlanan Kendi Kendine Öğrenme Becerilerinin kazandırılması için eğitim bilimciler, karar alıcılar, uzmanlar, politika yapıcılar, üniversiteler ve kamuoyu bu işlevinin farkında olması gerekir. Eğitimin üçüncü işlevinin anlaşılması ve uygulanmaya aktarılması için okul ve eğitim personeline desteklenmesi gerekmektedir.

Bana göre Okullar Kendi Kendine Öğrenme Becerilerini kazandıran bir merkez gibi çalışırsa ya da Kendi Kendine Öğrenme Becerileri Merkezi’ne dönüşebilirse eğitim sistemlerinin ve bireylerin öğrenme ile ilgili sorunlarının pek çoğu ortadan kalkar. Bunun için eğitim sistemi ile ilgili çok ciddi bir anlayış ve yaklaşım değişimine ihtiyaç var. Gençler ve çocuklar bu değişilmelere çoktan hazır. Öngörülen değişime hazır olmayanlar yetişkinler, eğitim sisteminin işletilmesinde rol oynayan ve sorumlu olanlar gibi gözüküyor…

Okulda öğreneme konusunda açıkça bir anlayış değişimine ihtiyaç vardır.  Bu değişimin sağlanması için öncelikle okulun mevcut işlevlerinin sorgulanması ve geliştirilmesi gerekir. Şekil 1’de görüldüğü gibi eğitim sisteminin üç temel işlevi olması gerekmektedir. Eğitim sisteminin ilk işlevi “eğitim programı ile kazandırılması öngörülen bilgi, beceriler ve duyuşsal özellikleri kazandırmasıdır.” Eğitim sisteminin ilk işlevi kapsamında öngörülen bu özelliklerin okulda öğrenme çalışmaları aracılığı ile öğrencilere kazandırılmasında yetersizlikler vardır. Okullar üzerine odaklandıkları birinci işlevlerini gerçekleştirmedikleri açıkça görülmektedir. Bu nedenle, eğitim sistemi bu işlevini gerçekleştirmede yetersiz kaldığı için dershaneler, eğitim için yapılan bireysel harcamaların ve zamanın artması özel dersler ve kurslar gibi çarpık yapılar eğitim sisteminin ve okulların işlevlerini üstlenmişlerdir.

Şekil 1. Eğitim sistemlerinin işlevleri

Eğitimin ikinci işlevi öğrencilere günlük yaşam becerilerini kazandırmaktır. Bunlar “bilim okuryazarlığı, iletişim, bedensel ihtiyaçların sağlıklı biçimde giderilmesi, beslenme alışkanlığı, sağlıklı kalma, çevre ve teknoloji becerileri” gibi bireyin günlük yaşamı için gerekli becerileri kapsaması gerekmektedir. Eğitim sistemlerinin ikinci işlevlerini gerçekleştirmede de oldukça başarısız oldukları görülmektedir. Okulların özellikle beslenme alışkanlığı, sağlıklı kalma, çevre, bilim okuryazarlığı, teknoloji kullanımı, iletişim gibi konularda öğrencilere olumlu katkılar getirmediği açıkça ortadır. Eğitim sistemlerinden beklenilen öğrencilere mevcut eğitim programında öngörülen istendik davranışları ve günlük yaşam becerilerini kazandırmakla sınırlı değildir.

Eğitim sisteminin üçüncü işlevi ise bireylere okul dışındaki yaşantılarında öğrenmelerini sürdürecek öğrenme becerilerini kazandırmaktır. Eğitim sistemlerinin üçüncü işlevi bağlamında hem öğreticilere hem de öğrencilere “Kendi Kendine Öğrenme Becerilerinin” kazandırılması gerekmektedir. Eğitim sisteminin üçüncü işlevine mevcut eğitim sistemlerinde hiç yer verilmemektedir.

Eğitim sisteminin üçüncü işlevi bireyin hem okul içinde hem de okul dışında yaşamboyu öğrenme, yaparak yaşayarak öğrenme ve aktif öğrenmenin gerçekleşmesi için gerekli olan öğrenme becerilerinin kazandırılmasını kapsamaktadır. Öğrenme hakkında farkındalığı olmayan, öğrenme biçimlerini bilmeyen öğrenen ve öğreten ile yaşamboyu öğrenme, yaparak yaşayarak öğrenme ve aktif öğrenme gerçekleştirilmez. Eğitimin üçüncü işlevini gerçekleştirmiş olması eğitim sisteminin birinci ve ikinci işlevlerin gerçekleştirmesini de kolaylaştıracaktır.


Çocukların bilgisayar ve sosyal medya okuryazarlığının artması onların kitap okuma becerilerini olumsuz yönde etkilemektedir. Çünkü kullanılan teknolojiler çocuklara istedikleri bilgiyi hızlı biçimde sunmakta ve çocukların okuma alışkanlığını köreltmektedir. Bunun sonucunda çocuklar kitap okumaya, dersi kitaplardan öğrenmeye, derslerle ilgili açık uçlu ve test sorularını okumaya ve yanıtlamaya ihtiyaçları olmadığı şeklinde düşünceler geliştirirler. Bu görüş ve düşünceler onları kitap okumaktan uzaklaştırmaktadır.

Liseye başlamış bir öğrencin zorunlu olarak okuması gereken derslerin materyalleri dışında hiç kitap okumadığını onalar ile yaptığım çalışmalardan biliyorum. Hayatında hiç masal, hikâye ve roman okumamış ve bunlarla ilgili hiç düşünce geliştirmemiş gençlerin sayısı gittikçe artmakta. Bir genç, eğer çocukken kendisine masal okuyan biri olduysa veya çizgi filimin izlediyse masallar hakkında çok sınırlı bilgiye sahip olurken hikaye ve romanlar hakkında bir fikre sahip olmadan yaşamının sürdürmektedir.

Çocuklarının bu durumda olmasını hiçbir anne baba istemez. Çünkü kitap okuma becerisine sahip olmak onun eğitim ve mesleki yaşantısı üzerinde etkili olmaktadır.

Kitap okumanın gerekli olmadığına kendisini ikna etmiş bir ilkokul, ortaokul veya lise öğrencisine 3 ay içinde kitap okumayı sevdirecek stratejileri uygulayarak onlara kitap okuma becerisi kazandırılmaktadır.

Ben bu konuda iddialıyım… ya siz ?

Prof. Dr. Kıymet SELVİ tarafından uygulanan EĞİTSEL DANIŞMANLIK OTURUM VE SEANSLARINA İLİŞKİN BİLGİLENDİRME

Eğitsel Danışmanlık sürecinde danışanın yani danışmanlığı talep eden bireyin kendi öğrenme sürecini tasarlama, uygulama ve geliştirme çalışmaları yapılmaktadır.
Danışmanlık süreci dikkat çalışmalarıyla başlanmaktadır.
Dikkate çalışmasının kapsamında SEKİZ (8) hafta boyunca aşağıdaki konularda danışana farkındalık kazandırılmakta ve aşağıdaki özellikleri kendi ders çalışma yaşantısına aktarmaktadır.

  • Duyu Organlarının Özellikleri
  • Zaman Yönetimi
  • Duyumlar ile Öğrenme Arasındaki İlişki Konusunda Farkındalık
  • Soru Sorma ve Yanıt Verme
  • Sözlü İletişim Becerileri
  • Yaratıcılık ve Hayal Gücü Çalışmaları
  • Yetenek Belirleme
  • Araştırma Becerileri
  • Test çözme teknikleri
  • Sınava yönelik güdüleme çalışmaları
  • Stresle başa çıkma stratejileri

Eğitsel Danışmanlığın amacı;

hem öğrencilere hem de
öğretmenlere “kendi kendine öğrenme” hakkında
farkındalık kazandırılarak,
öğrencilerin öğrenmelerini kendi kendine
sürdürmesi için gerekli olan öğrenme
becerilerinin kazandırılmasıdır.

Eğitsel danışmanlık kapsamında öğrencilere;

Öğrenme öğretme stratejileri ve stilleri
Beş duyunun etkin kullanımı
Kendi kendine öğrenmeyi sürdürme
Ödev sorumlulukların tamamlanması
Soru sorma ve yanıt verme
Etkili okuma ve yazma
Yazılı ve sözlü iletişim
Düşünme becerileri
Dikkat toplama
Yaratıcılık
Güdülenme

vb. gibi öğrenme becerilerinin ortaya çıkarılması ve geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapılmaktadır.

Eğitim süreci içinde gerçekleşen öğrenmeler eğer öğrenenin yüksek düzeyde güdülenmişliği ve öğrenme isteği yoksa oldukça zor gerçekleşmekte ya da gerçekleşmemektedir. Çünkü eğitim sistemi yapay oluşturulmuş bilimsel, sosyal, toplumsal, ideolojik ve politik bir sistemdir. Eğitim sistemi kasıtlı olarak oluşturulan yapay bir öğrenme sürecini sürdürme için gerekli çabaları içerse de öğrenme bu sürecin dışında çok güçlü biçimde devam etmektedir.

Öğrenmenin nasıl gerçekleştiği bilmeden öğrenme-öğretmeye çalışmak eğitim faaliyetlerindeki en temel sorunu oluşturmaktadır. Bireyin öğrenmesi iki biçimde gerçekleşmektedir. Bu öğrenme biçimleri yukarıdaki blog kapak resminde özetlenmiştir.

Yukarıdaki şekilde görüldüğü gibi öğrenme hem kendiliğinden öğrenme hem de yönlendirilmiş öğrenmeleri kapsamaktadır.

Kendi Kendine Öğrenme tıpkı nefes almak gibidir. Bireyin uykuda veya uyanıkken özel bir çaba göstermesine gerek olmadan gerçekleşen öğrenmelerdir. Bu öğrenme biçimi bireyin eğer öğrenme yetisinde bir problem yoksa en zahmetsiz ve kolayca olan öğrenme biçimidir. Eğitim sistemleri bu öğrenme biçimi ile ilgilenmez. Kıymet Selvi Eğitim Destek ve Danışmanlık hizmetleri ile Kendi Kendine Öğrenme konusunda bireylere farkındalık ve Kendi Kendine Öğrenme Becerileri kazandırmak amacıyla çalışmalar yapmaktadır.

Yönlendirilmiş Öğrenmede bireylere belli bir plan ve program doğrultusunda yeni bir şeyler öğretme amaçlamaktadır. Günümüzdeki mevcut eğitim sistemleri eskiden var olan sistemlerini farklı yorumları ile öğrencilere birikmiş bilgileri aktarmaya devam etmektedir. Oysa gelişmelere bakıldığı zaman eğitim sistemleri aracılığı ile bireye bilgi aktarma sürecinin artık yeterince verimli olmadığı söylenebilir. Eğer eğitimle ilgili sorunların ve bu sorunların kaynakları ve nedenleri hakkında karar vermede sorunlar yaşanıyor hatta eğitimle ilgili sorunun nerede olduğu saptanamıyorsa bu konuda destek ve danışmalık alınması gerekmektedir. Kıymet Selvi Eğitim Destek ve Danışmanlık hizmetleri ile Yönlendirilmiş Öğrenmelerde öğrenme ve eğitimle ilgili ortaya çıkan sorunların saptanması ve çözümünde bireyler ve kurumlara destek sağlamaktadır. Eğitim, öğrenme ve öğretim konusunda alınacak destekle hem kendiliğinden öğrenme hem de yönlendirilmiş öğrenmeler olumlu yönde artacağı için birey ve kurumların performansları artacaktır.

Verilen eğitim destek ve danışmanlıklar ile bireylerin ve kurumların öğrenme, öğretme ve eğitim konusundaki sorunlarına çözümler üreterek, performanslarını ve güdülenme düzeylerini yükselterek gelişmelerini desteklemektir. Üretilen destek ve danışmanlık hizmetlerinin temel amacı bireyler ve kurumlardaki öğrenmeleri kolaylaştırma ve sürdürmelerini sağlamaktır.

Bu konferansın amacı uzaktan öğretim sürecinde ve daha sonrasında yükseköğretim öğrencilerin öğrenmelerine destek olmaları için üniversitelerde görev yapan akademik personele Kendi Kendine Öğrenme konusunda farkındalık kazandırılmasıdır. 

Konferansın içeriğinde iki temel başlık yer almaktadır:

  • Kendi Kendine Öğrenme Nedir? 
  • Kendi Kendine Öğrenme Becerileri Nelerden Oluşmaktadır?