Mustafa Kemal ATATÜRK
Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.

Küçüker ve Selvi (2014) ile Günüz ve Selvi (2016) tarafından İlköğretim 1-5 sınıflarda öğrenim gören öğrenciler için geliştirilmiş olan iki ölçek ile öğrencilerin Kendi Kendine Öğrenme Beceri düzeyleri saptanmaktadır. İlk ölçek “Kendi Kendine Öğrenmeye Hazırlık Becerileri Ölçeği (KKÖHBÖ), ikinci ölçek ise “Kendi Kendine Öğrenmeyi Yürütme Becerileri Ölçeği (KKÖYBÖ)” dir.  Selvi ve Küçüker tarafından Dünya’da ilk kez tanımlanmış olan Kendi Kendine Öğrenme Becerilerine dayalı olarak geliştirilmiş olan bu ölçekler 1-5. sınıflar için geliştirilmiş olan ilk kapsamlı ölçeklerdir.

Bu iki ölçeğin birlikte kullanılma ve birbirini tamamlama özelliği vardır. Bu nedenle KKÖ ile ilgili becerilerin kapsamlı ve bütüncül biçimde tanımlanmış olduğunu da göstermektedir. Öncelikle öğrencilerin KKÖ hazır bulunma düzeyleri saptanmalıdır. Kendi kendine Öğrenme ile ilgili ihtiyaçların belirlendikten sonra gereksinimlerin karşılanması amacıyla ihtiyaçlar doğrultusunda onlara gerekli eğitimler verilmelidir. Eğer bir öğrencinin KKÖHB ölçeği sonucuna göre Kendi Kendine Öğrenmeye Hazırlık Becerisi düzeyi yeterli değilse ona KKÖYB ölçeği uygulanmamalıdır. KKÖHB konusunda öğrencilere gerekli becerilerin kazandırılması amacıyla verilen eğitimler ile KKÖYB konusundaki eksiklikler giderilmelidir. Bu nedenle KKÖHB ilgili eksik beceriler öğrencilere kazandırılmalıdır. Verilen eğitim sonucunda hangi becerilerde değişim olup olmadığı üç dört ay sonra yeniden ölçülerek belirlenmelidir.

KKÖB’leri ile ilgili ilk ölçek kapsamında ölçülen KKÖ Hazırlık Becerilerine sahip olma ikinci ölçekte yer alan beceriler için ön koşul niteliği taşımaktadır.  Bu nedenle öncelikle KKÖ Hazırlık Becerilerindeki eksiklikler belirlenmeli ve bu eksiklilerin giderilmesi için ihtiyaçları karşılayacak eğitimler verilmelidir. Öğrencilere KKÖ Hazırlık Becerilerinin kazandırıldıktan sonra KKÖ Yürütme Becerileri ölçülmelidir. Eğer ölçümler sonucunda yürütme becerilerinde de sorun ortaya çıkarsa eksik olan yürütme becerilerinin giderilmesi için de uygun eğitimler tasarlanmalı ve gerçekleştirilmelidir. 

Yukarıda açıklandığı gibi önkoşul özelliği dikkate alınarak uygulanıp öğrencilerin sahip olduğu beceriler saptanmalıdır. Daha sonra ise ortaya çıkan ihtiyaca göre öğrencilere Kendi Kendine Öğrenme Becerileri eğitimleri verilerek öğrencinin KKÖ becerileri geliştirilmelidir.

Kendi kendine öğrenmenin literatürde pek çok tanım vardır. Bu tanımlar kendi kendine öğrenmenin belli özelliklerine odaklanmıştır. Öğrenin farklı öğrenme ortamlarında kendi öğrenmesinin sorumluluğunu alması ve yönlendirebilmesi temeline dayanmaktadır. Öğrenenin bu süreci etkili gerçekleştirebilmesi için gerekli olan bilişsel ve duyuşsal özelliklere sahip olmasını gerektiren, öğrenmede sürekliliği amaçlayan öğrenmeye Kendi kendine öğrenme denir.  Kendi kendine öğrenmenin gerçekleşebilmesi için öğrenin Kendi Kendine Öğrenme Becerilerini kazanmış olması gerekir. Kendi kendine öğrenme becerileri kavramının iki temel bileşeni vardır. Kendi Kendine Hazırlık Becerileri ve Kendi Kendine Öğrenmeyi Yürütme Becerileri.

Kendi Kendine Öğrenme Becerileri ve onların alt boyutları aşağıdaki Şekilde yer almaktadır.

Şekil. Kendi Kendine Öğrenme Becerileri

Eğer öğrenen ya da öğrenci Şekil’de görülen Kendi Kendine Öğrenme Becerilerine sahip olmaz ise yaşamboyu öğrenmenin gerçekleşeceği dikey eksenli bir yaklaşımın eğitim sisteminde uygulanması mümkün olmayacaktır.

Daha önceki Blog yazımda mevcut eğitim sisteminin yata eksenli anlayışı üzerine kurulduğunu ancak tek eksenli anlayışın yetersiz olduğundan söz etmiştim.  Tek eksenli eğitim sistemi yerine hem yatay hem de dikey eksenin birlikte yer alan başka bir eğitim sistemi ile ilgili tartışmalar yapılmıştı. Ancak dikey eksenli bir eğitim sistemine geçmek için yatay eksenli öğretici merkezli bir öğrenme-öğretme anlayışından daha farklı öğrenme-öğretme anlayışına ihtiyaç vardır.

Mevcut yatay eksenli öğrenme anlayışına dayalı oluşmuş olan sistemde belli zorlama ya da koşullara bağılı olarak öğrenmelerin gerçekleşmesinden daha farklı bir durma geçilmesi gerekmektedir.  Öğrenenin kendi öğrenme becerisi, öğrenme hızı ve isteği doğrultusunda öğrenmelerin gerçekleşmesi için dikey eksenli sistemin mevcut sistem içinde yer alması gerekmektedir. Eğitim sisteminin dikey esen temelli çalışabilmesi için bireyin öğrenme becerisinin geliştirilmesi, öğrenme potansiyelinin ortaya çıkarılması için öğrenme sorumluğu öğrenen bireyde olmalıdır. Dikey eksen için gerekli olan örenme ile ilgili bu beceriler yatay eksenli sistemde öngörülmeyen ve arzu edilmeyen becerilerdir. 

Dikey eksenli bir sistem içinde öğrenme için kendi öğrenme becerileri hakkında farkındalık kazanması, kendi kendine öğrenme becerilerini geliştirmesi ve öğrenme sorumluğu alması gibi üç aşamadan oluşan Kendi Kendine Öğrenme Becerilerini kazanma süreci ile gerçekleşir. Kendi kendine öğrenme süreci içinde yer alan üç aşamayı tamamlayan bir birey “Kendi Kendine Öğrenen Bireye” dönüşerek kendi öğrenmesinin sorumluluğunu alabilen yaşam boyu öğrenen bireye dönüşecektir. Öğrenme sorumluğu, kendi kendine öğrenme ve kendi öğrenme becerileri hakkında farkındalık kazanma dikey eksenli sistemin de temel özelliğidir. Bu nedenle dikey eksenli sistem ile kendi kendine öğrenme becerileri arasında kuvvetli bir ilişki vardır.

Yatay eksenli eğitim sistemleri birbirine benzer özellikler ile donatılmış ve ortalama standartlara sahip olan tek tip insan yetiştirmeye odaklanmıştır.   Eğer birey mevcut sistemi tarafından ortaya konulmuş olan   standartlara eğitim sürecinde ulaşmada problemler yaşar ise eğitim sisteminin yanı sıra eğitim sistemi ile ilişkili olan pek çok sistemin de dışına atılmaktadır. Günümüzde yaşamboyu eğitim kavramı ve yirmi birinci yüzyıl becerilerini sık sık tartışılıyor. Yaşamboyu eğitim ve yirmi birinci yüzyıl becerilerinin yatay eksenli örgün eğitim sistemi içinde gerçekleştirilme olanaklı gözükmüyor. Bahsedilen bu yeni kavramlar yatay eksenli anlayışın dezavantajlarının azaltılmaya yönelik yenilikçi çözümlerdir.  Ancak yatay eksenli eğitim sistemi içine bu yeni özelliklerin eklenmesi ile sistemin sorunlarına çözüm oluşturmak pek de mümkün değil.

Eksen değişiminden söz ederken birdenbire yatay eksenin dikey eksen döndürülmesi düşünülmemelidir. Çünkü eğitim sistemlerindeki çok hızlı değişim tek başına eğitim ile ilgili tüm ihtiyaçları karşılayamayabilir. Bu nedenle ilk önce yatay ve dikey eksenin üstünlüklerinin alınarak iki eksenli bir eğitim sistem oluşturulması daha uygun olabilir. Ancak eğitimde hâkim olan yatay eksen dikeye eksenin eğitim sistemine girişine karşı direnişi gösterebilir. Mevcut sistem dikey ekseni zayıflatarak onu kolaylıkla işlemez hale getirebilir. Birbirinden farklı özellikleri olan iki sistemin birbirine entegre edilerek birlikte işlemesinin sağlanması zor olabilir anacak imkânsız değildir.  Yatay eksenin dikeye esen ile uyum içinde çalışması için bu iki eksenin eğitim sisteminde birlikte işletilmesi için gerekli ön hazırlıkların yapılması gerekir. Bu hazırlık tatbikî yoğun bir teknik hazırlık yapılmasını gerektirecektir. Ancak teknik hazırlıktan önce eğitime ilişkin mevcut ve hâkim algıların değişmesine ihtiyaç vardır. Düşünsel hazırlık olmadan mevcut yatay anlayıştan dikey anlayışa geçiş mümkün değil.

Bu nedenle insanoğlunun uzun deneyimleri ile ortay çıkan yatay eksenli eğitim sistemini dönüştürmek hiç kolay olmayacak. Belki de çok uzun bir tartışma döneminden sonra eğitim sisteminin değişim daha kolay olacaktır. Sistemler kolay değişir ancak o sistemlere ilişkin oluşturulmuş olan düşüncelerin değişimi birkaç neslin ömrüne mal olacak kadar uzun olacaktır. Örneğin ben bu kavramı tartışıyorum ve belki de birileri bu tartışmanın kapsamını tam kavrayamayacaktır. Çünkü onlar belki de mevcut eğitim sisteminde yapılacak küçük değişikliklerin tüm sorunları çözüleceğine içtenlikle inanmaktadır. Bu türden köklü değişimlere yönelik en büyük zorluk değiştirilmeye çalışılan sistemeler olan düşünsel ve teknik bağlılıktır. Uzmanların, politikacıların, sistemin içinde bulunanların ve çeşitli çıkar gruplarının adanmışlık düzeylerine bağlı olarak yeni bir bakış açısına karşı gösterilen dirençlerdir.

Mevcut eğitim sisteminin sahip olduğu yatay eksen verilim çalışma dönemini tamamlamış gibi görünmektedir. Mevcut eğitim sistemleri yatay eksenli olarak organize edilmiş olduğu için sürdürülebilirlikleri gittikçe zayıflamaktadır. Mevcut eğitim sistemlerinin yatay eksenli olması nedeniyle özellikle bireylerin eğitim haklarının kullanılması, sistem içinde bulunan bireylerin eğitim ihtiyaç ve beklentilerinin karşılanmasına yönelik ciddi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Mevcut eğitim sistemlerinde yatay eksene sıkı sıkıya bağlı kalınması nedeniyle bireyin kendini geliştirme fırsatlarını kontrol atında tutulmasına ve sınırlandırılmasına neden olmaktadır. Yatay eksende daha çok toplumun beklentileri ve gruplara kazandırılacak ortak özellikler üzerine odaklanıldığı için bireylerin sahip oldukları özellikleri ile eğitim sisteminin içinde bulunmaları genellikle engellemekte veya göz ardı edilmektedir. Birey yerine gruba odaklı olan yatay eksenli eğitim sistemi bireyin gelişimi açısından engelleyici olabilecek ilkelere sıkı sıkıya bağlı kalarak kendi sürdürülebilirliğini sağlamaktadır.

İlköğretim, ortaöğretim, lise ve Lisans eğitim sürecinde yatay eksen uygulamalarına sık sıkıya bağlı kalınırken sadece lisans üstü eğitimlerde kısmen dikey eksen anlayışının bazı özelliklerinin uygulandığı söylenebilir. Yatay eksenli eğitim sisteminde gerçekleştirilecek öğrenmeler için zamanı, konu, süreçler ve çıktılar bağlamında herkes için ortak standartlar, amaçlar, kazanımlar, yeterlikler tanımlanmıştır. Ortalama bir öğrenen için öngörülen bu özellikleri herkes aynı biçimde tamamlamak ya da başarmak zorundadır. Yatay eksenli eğitim anlayışı tıpkı önceden tasarlanmış kalıpların kullanılmasıyla seri üretim yapan bir fabrika gibi çalışmaktadır. Kalıplar, numaralar, hammadde, renk, biçim, desen kullanılarak ihtiyaç ve beklentiler dikkate alınarak üretim yapmaktadır. Bu tür seri üretim yapan bir fabrikadaki üretimde kısmi değişiklikler moda olan özellikler dikkate alınarak sisteme ilave edilmekte, pazar beklentileri ve tüketim alışkanlıkları ile ticari bakış açısı bu üretime yön vermektedir.

Okulların bir fabrikaya benzetilmesi birçok kişinin itirazına neden olabilir ancak bir eğitimci olarak mevcut eğitim sisteminin içine düştüğü çıkmazı anlatma açısından bir benzetme olarak kullanılmıştır. Bu nedenle eğitimciler, öğrenciler, öğretmenler, veliler ve sistemin kurgulanması ve işletilmesinden sorumlu olanlar bu benzetmenin dışında tutulduğunu belirtmek isterim. Çünkü bu kişiler eğitim sisteminin doğru işletilmesi için çok  fazla çalışmaktadırlar.

“Eğitim sistemlerinin eksen değişim zamanı geldi mi” başlıklı bir önceki yazımda mevcut eğitim sistemlerinin yatay eksene sahip olduğuna değinilmiştir. Ayrıca yatay ve dikey eksenin ne olduğu kısaca açıklanmıştı. Bu yazımda eksen değişiminin nasıl sağlanabileceği konusunu açıklamaya çalışacağım.

Eksen değişim eğitime ilişkin mevcut bakış açısının değiştirilmesi anlamına gelmektedir. Eksen değişimi mevcut eğitim sisteminde ortaya çıkan sorunlara çözümler oluşturmasının sağlanması için sisteme yeniliklerin eklenmesi değildir. Eğitim sisteminin eksen değişikliği, mevcut eğitim sisteminin tüm güçlü ve zayıf yönlerinin değiştirilmesini öngörülmektedir. Bu nedenle eksen değişiminin başlangıç adımı olarak mevcut eğitim sistemi ile ilgili sahip olunan tüm algıların ve durumları sorgulanması gerekmektedir. İkinci temel adım ise mevcut eğitim sisteminin ekseninin değişim yönüne karar verilmesidir.

Yukarıda kısaca bahsedilen bu iki temel adım ile esken değişiminin düşünsel alt yapının sadece bir boyutu olan eğitimle ilgili mevcut algıların değiştirilmesi öngörülmektedir. Genellikle bu iki temel adımın atılması yani eğitimle ilgili algılardaki değişim sanki politikacılar ve/veya karar alıcıların sorumluluğunda gibi görülebilir. Ancak onlardan önce eğitim bilimi üzerinde çalışanların, eğitim sistemi içinde uygulamaları gerçekleştirenlerin eğitim sürecinde bulunan hedef kitlelerin ve iş dünyasının eğitimdeki eksen değişimine olana inançlarının ve algılarının değişmesi gerekmektedir.  Örneğin bir öğrenci, mevcut sistemle ilgili sahip olduğu deneyimi ile kendi beklenti ve ihtiyaçları arasındaki uyumsuzluğu bir politikacıdan veya karar alıcıdan daha iyi biçimde analiz edebilir. Bu tür analizleri öğretmen, eğitim bilimciler ve iş dünyasında ilgililer de kolaylıkla yapabilirler.

Eğitim Sisteminde Eksen Değişimi için öngörülen iki temel adımla birlikte politika yapıcılar ve eğitim sistemi ile ilgili karar alıcıların atacakları adımlar ile eğitim sisteminde eksen değişimi görünür hale gelecektir. Bu değişim çabalarının özünde yeni bir eğitim anlayışının ortaya çıkarılması vardır.

Örneğin mevcut eğitim sistemi yatay eksen ağırlıklı bir yapıyı esas aldığı için yatay eksenin karşıtı olan dikey eksen temelli yeni bir sistem öngörüsü yapılabilir. Örneğin yatay eksenli mevcut eğitim sisteminde bireyin öğrenmesi ile ilgili çabaların odağında önceden belirlenmiş eğitim politikalarına dayalı olarak öğretilenlerin yeterli ve gerekli olduğuna ikna çabası vardır. İkna etme sürecinin en önemli aktörleri öğretmenlerdir. Mevut eğitim sistemi bireyin öğrenmeye ikna edilmesi anlayışına dayalı olarak tasarlanmıştır. Sistemin işetilmesi ile ilgili kararların alınmasında öğrenci dışındaki herkes yer almaktadır.  Öğrenen mevcut eğitim sistemin içinde kendisine sunulanların onun gelişim için gerekli olduğuna ikna edilerek öğrenmesinin sürdürmeye çalışılır.

Yatay eksenli bir eğitim sisteminde öğrenen için öngörülen gelişim planının sorgulanmadan olduğu gibi kabul edilmesi gerekir. Çünkü iç içe geçmiş ve birbirinin ön koşulu olan alt sistemlerin tamamı ikna edilme süreci ile entegre edilmiştir. Liseyi bitiren kişi lisede öğrendiği konulardan sınava girerek üniversiteye gidere. Lisedeki öğretim programı dışında bildikleri, bireysel gelişimi, kendi kendine öğrendikleri için avantaj sağlamaz. Liseyi bitirmeden bu sınava girme imkânı yoktur. İkna olmayan bir öğrenen çok kolaylıkla sistem dışına atılmaktadır.

Dikey eksende ise bireyin öğrenmelerinin sadece bir kaynak veya zorunlu bir sistem içinde bulunarak elde etmez. Pek çok sistemden bilgi ve beceri kazanarak kendini geliştirme imkanlarına sahip olabilir. Öğrenen bir öğreticiye bağımlı olmadan öğrenmelerinin sürdürebilir. Pek çok kaynak onun için öğrenme fırsatları sunabilir. Önemli olan bireye bu fırsatların ve kaynakların sunulmasıdır.

Sistemler ister bireysel ister toplumsal veya kurumsal olsun her sistemin ilerlediği bir eksen vardır. Bu eksenler yatay ve dikey eksen olmak üzere ikiye ayrılır.  Dikey eksen daha çok gelişimi ve ilerlemeyi ifade ederken yatay eksen herhangi bir değişim öngörmeden belirlenmiş sistemlerin aynı şekilde devam etmesi anlayışına dayanmaktadır. Dünyadaki mevcut eğitim sistemlerinin eksen incelendiğin mevcut durumun korunması anlayışına dayalı olan yatay eksen sahip olduğu görülmektedir.

Yatay eksen iyi-kötü, başarılı-başarısız, uzak-yakın, sevilen-sevilmeyen, hoşlanılan-hoşlanılmayan, dost-düşman, bizden-bizden değil gibi karşıtlık, zıtlık ve çalışmalar üzerinden bireyin kendisini, dünyayı ve sistemleri konumlandırması anlayışına bağlıdır. Birey, toplum, devlet ve sistemler kendilerini ve kendileri dışındakileri zıtlık temelli yatay ekseni üzerinden algılamaktadırlar. Yatay eksende var olan bir ideoloji ve değerler sistemi üzerinden yargılamalar ya da değerlendirmeler yapılmaktadır. Örneğin anne babanın kendi ideolojisi veya dünya görüşünü çocuklarına aktarması sonucu aile içinde aynı ideoloji ve değerler paylaşılır. Toplumsal yaşam açısından çocukların bakıldığında ailenin ve toplumun değerlerinin benimsenmiş olması iyi bir davranış olarak görülür. Ancak bu durumda var olan değerleri sorgulamadan olduğu yaşama aktarılma tehlikesi ortaya çıkmaktadır. Kişilik gelişim açısından bakıldığında mevcut değerlerin kabulü kişilik gelişim sürecinin orta noktasına yani tam yarısına denk gelmektedir. Eğer bir birey kişilik gelişiminin yarısında saplanıp kalırsa daha ileri gitme olasılığı yoktur. Yani kişilik bütünlüğü oluşturma çabası tam yarıda kalır daha fazla ileri taşınamaz ise kişilik bütünlüğüne giden süreç kesintiye uğramaktadır. Kişilik bütünlüğü eksik kalan bireyler veya kendinin düşmanına ya da rakibine göre konumlandıran toplumlarda gelişim ve bilinç gelişimi çok zayıf kalmaktadır.

Yatay eksende birey kendi gelişimini, içsel duygu ve düşüncelerini dikkate almadan dıştan gelenlere odaklanmış olarak sürdürür. Örneğin eğitim sistemi içindeki öğrenciler bir başarısızlık yaşadıkları zaman bunun kaynağı olarak, öğretmen, kitap, eğitim programı veya eğitim sisteminden kaynaklanan sorunlara olarak görürler. Ancak kendileri ile ilgili özelliklerinden hangilerinin öğrenmelerinde bir sorun oluşturup oluşturmadığına odaklanmazlar. Öğrenmelerinde ortaya çıkan sorunla ilgili kendi içsel kaynaklarını araştırmadıkları için soruna etkili bir çözüm bulmakta yetersiz kalmaktadırlar. Bu örneğin benzerlerin bireysel ve toplumsal yaşamın içinde hemen hemen her gün görmek mümkündür. Bu durumun mevcut eğitim sisteminin yatay eksene dayalı olarak işlemesinden kaynaklandığı söylenebilir.

Dikey eksen ise yatay eksenin tam tersidir. Dikey eksende birey dışsal sistemlere değil içsel sistemlere odaklanır. Birey kendisin nasıl gelişeceğine kendisi karar verebilir. Dikey eksen üzerine temellendirilmiş bir eğitim sistem bireyin kendi gelişim eğrisine odaklanır ve bireyin gelişimini n sürdürülesi için içsel kaynakları dikkate alır. Örneğin sınıfta matematik öğrenen öğrencilerin dönem başındaki durumu ile dönem sonunda durumu arasındaki ilerlemeyi esas alır. Yatay eksende olduğu gibi ortaya konulmuş bir standart veya normun diğerlerine göre ne kadarını gerçekleştirdiğine bakılmaz. 

Yatay sistemlerde ise bireyin kontrol altında tutulmayı hedeflenir. Kontrol altında tutulan bireylerin gelişimleri aile ve toplumsal sistemlerin izin verdiği ölçüde gerçekleşir. Mevcut eğitim sistemleri esnek olmayan eğitim programları ve sistemleri aracılığı ile bireylerin gelimine ne kadar izin vereceği planlamaktadır.

Dikey sistemlerde ise bireyin kendini gerçekleştirme sürecinin kesintisiz yükseltilmesi, bilinç ve algıların sürekli açılması hedeflenir.

Bireyin dünya içindeki kendi varlığını algılaması ve geliştirmesi için dikey sistemlere ihtiyaç vardır. Bireyin dikey sistemler üzerinden geliştirilmesi için sistemlerin gelişiminden çok bireylerin gelişimine odaklanması gerekir. Eğer eğitim sistemi aracılığı ile bireye dikey eksen temelli bir yaklaşımla öğrenmelerini gerçekleştirme fırsatı sunulabilirse bireyin var olan potansiyelinin kullanma konusunda farkındalık kazandırılmış olur.

Öğrenin okulda ya da okul dışında yaşamboyu öğrenmelerinin sürdürülmesi için Kendi Kendine Öğrenme Becerilerini kazanmaya ihtiyaçları vardır. Bu becerileri birey yaşamının herhangi bir döneminde kendi kendine kazanabilir. Ancak bireyler kendi çabaları ile uzman desteği olmadan Kendi Kendine Öğrenme Becerilerini kazanmaları hem zaman alacak hem de bu becerilerin kazanılması sürecinde başarısızlıklar ile karşılaşacaklardır.  Kendi kendine öğrenme sürecinde karşılaştıkları sorunlar nedeniyle pek çok bireyin öğrenme motivasyonu azalacaktır. Bu nedenle, Kendi Kendine Öğrenme Becerilerinin kazanılmasından öğrenme-öğretme merkezi olarak nitelenen okulların ve öğrenme-öğretme konusunda uzmanlaşmış olan öğreticilerin birlikte sorumlu olması daha uygun olacaktır.

Özellikle kasıtlı öğrenmelerin çok yoğun olduğu ilköğretim döneminde Kendi Kendine Öğrenme Becerilerinin kazandırması ile o öğrencilerin yaşamboyu öğrenen olmasını sağlanacaktır. Çünkü okullarda öğrenme-öğretme konusunda uzman oldukları varsayılan öğretmenler kendi derslerinin öğretimi sürecinde öğrencilere kolaylıkla Kendi Kendine Öğrenme Becerilerini kazandırabilecektir. Okul ve eğiticiler eğer biz öğretiriz iddiasında bulunuyorlarsa o zaman öğrencilere öğrenme becerilerini de kazandırmaktan sorumlu olmaları gerekir. Çünkü gelecekteki eğitim sistemlerinin aşağıdaki üç işlevi başarılı biçimde gerçekleştirmeleri gerekmektedir. Bu işlevler eğitim programında öngörülen;

  • Bilgi, beceriler ve duyuşsal özellikleri kazandırmak
  • Günlük yaşam becerilerini kazandırmak
  • Kendi kendine öğrenme becerilerini kazandırmak

Ancak eğitim sisteminin üçüncü işlevi olarak tanımlanan Kendi Kendine Öğrenme Becerilerinin kazandırılması için eğitim bilimciler, karar alıcılar, uzmanlar, politika yapıcılar, üniversiteler ve kamuoyu bu işlevinin farkında olması gerekir. Eğitimin üçüncü işlevinin anlaşılması ve uygulanmaya aktarılması için okul ve eğitim personeline desteklenmesi gerekmektedir.

Bana göre Okullar Kendi Kendine Öğrenme Becerilerini kazandıran bir merkez gibi çalışırsa ya da Kendi Kendine Öğrenme Becerileri Merkezi’ne dönüşebilirse eğitim sistemlerinin ve bireylerin öğrenme ile ilgili sorunlarının pek çoğu ortadan kalkar. Bunun için eğitim sistemi ile ilgili çok ciddi bir anlayış ve yaklaşım değişimine ihtiyaç var. Gençler ve çocuklar bu değişilmelere çoktan hazır. Öngörülen değişime hazır olmayanlar yetişkinler, eğitim sisteminin işletilmesinde rol oynayan ve sorumlu olanlar gibi gözüküyor…

Okulda öğreneme konusunda açıkça bir anlayış değişimine ihtiyaç vardır.  Bu değişimin sağlanması için öncelikle okulun mevcut işlevlerinin sorgulanması ve geliştirilmesi gerekir. Şekil 1’de görüldüğü gibi eğitim sisteminin üç temel işlevi olması gerekmektedir. Eğitim sisteminin ilk işlevi “eğitim programı ile kazandırılması öngörülen bilgi, beceriler ve duyuşsal özellikleri kazandırmasıdır.” Eğitim sisteminin ilk işlevi kapsamında öngörülen bu özelliklerin okulda öğrenme çalışmaları aracılığı ile öğrencilere kazandırılmasında yetersizlikler vardır. Okullar üzerine odaklandıkları birinci işlevlerini gerçekleştirmedikleri açıkça görülmektedir. Bu nedenle, eğitim sistemi bu işlevini gerçekleştirmede yetersiz kaldığı için dershaneler, eğitim için yapılan bireysel harcamaların ve zamanın artması özel dersler ve kurslar gibi çarpık yapılar eğitim sisteminin ve okulların işlevlerini üstlenmişlerdir.

Şekil 1. Eğitim sistemlerinin işlevleri

Eğitimin ikinci işlevi öğrencilere günlük yaşam becerilerini kazandırmaktır. Bunlar “bilim okuryazarlığı, iletişim, bedensel ihtiyaçların sağlıklı biçimde giderilmesi, beslenme alışkanlığı, sağlıklı kalma, çevre ve teknoloji becerileri” gibi bireyin günlük yaşamı için gerekli becerileri kapsaması gerekmektedir. Eğitim sistemlerinin ikinci işlevlerini gerçekleştirmede de oldukça başarısız oldukları görülmektedir. Okulların özellikle beslenme alışkanlığı, sağlıklı kalma, çevre, bilim okuryazarlığı, teknoloji kullanımı, iletişim gibi konularda öğrencilere olumlu katkılar getirmediği açıkça ortadır. Eğitim sistemlerinden beklenilen öğrencilere mevcut eğitim programında öngörülen istendik davranışları ve günlük yaşam becerilerini kazandırmakla sınırlı değildir.

Eğitim sisteminin üçüncü işlevi ise bireylere okul dışındaki yaşantılarında öğrenmelerini sürdürecek öğrenme becerilerini kazandırmaktır. Eğitim sistemlerinin üçüncü işlevi bağlamında hem öğreticilere hem de öğrencilere “Kendi Kendine Öğrenme Becerilerinin” kazandırılması gerekmektedir. Eğitim sisteminin üçüncü işlevine mevcut eğitim sistemlerinde hiç yer verilmemektedir.

Eğitim sisteminin üçüncü işlevi bireyin hem okul içinde hem de okul dışında yaşamboyu öğrenme, yaparak yaşayarak öğrenme ve aktif öğrenmenin gerçekleşmesi için gerekli olan öğrenme becerilerinin kazandırılmasını kapsamaktadır. Öğrenme hakkında farkındalığı olmayan, öğrenme biçimlerini bilmeyen öğrenen ve öğreten ile yaşamboyu öğrenme, yaparak yaşayarak öğrenme ve aktif öğrenme gerçekleştirilmez. Eğitimin üçüncü işlevini gerçekleştirmiş olması eğitim sisteminin birinci ve ikinci işlevlerin gerçekleştirmesini de kolaylaştıracaktır.


Çocukların bilgisayar ve sosyal medya okuryazarlığının artması onların kitap okuma becerilerini olumsuz yönde etkilemektedir. Çünkü kullanılan teknolojiler çocuklara istedikleri bilgiyi hızlı biçimde sunmakta ve çocukların okuma alışkanlığını köreltmektedir. Bunun sonucunda çocuklar kitap okumaya, dersi kitaplardan öğrenmeye, derslerle ilgili açık uçlu ve test sorularını okumaya ve yanıtlamaya ihtiyaçları olmadığı şeklinde düşünceler geliştirirler. Bu görüş ve düşünceler onları kitap okumaktan uzaklaştırmaktadır.

Liseye başlamış bir öğrencin zorunlu olarak okuması gereken derslerin materyalleri dışında hiç kitap okumadığını onalar ile yaptığım çalışmalardan biliyorum. Hayatında hiç masal, hikâye ve roman okumamış ve bunlarla ilgili hiç düşünce geliştirmemiş gençlerin sayısı gittikçe artmakta. Bir genç, eğer çocukken kendisine masal okuyan biri olduysa veya çizgi filimin izlediyse masallar hakkında çok sınırlı bilgiye sahip olurken hikaye ve romanlar hakkında bir fikre sahip olmadan yaşamının sürdürmektedir.

Çocuklarının bu durumda olmasını hiçbir anne baba istemez. Çünkü kitap okuma becerisine sahip olmak onun eğitim ve mesleki yaşantısı üzerinde etkili olmaktadır.

Kitap okumanın gerekli olmadığına kendisini ikna etmiş bir ilkokul, ortaokul veya lise öğrencisine 3 ay içinde kitap okumayı sevdirecek stratejileri uygulayarak onlara kitap okuma becerisi kazandırılmaktadır.

Ben bu konuda iddialıyım… ya siz ?